23.10.2019

Anasayfa » Bir Sivil Toplum Kuruluşu Olarak Belediyeler


    Bir Sivil Toplum Kuruluşu Olarak Belediyeler


    Belediyeler halka en yakın resmi kuruluşlar olduğundan halkın görüş ve düşüncelerine diğer kurum ve kuruluşlardan daha fazla önem vermek durumundadır.


    Bu yüzden kanun koyucu 03.07.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanununa bunu özendirecek bazı hükümleri de koymuştur. Bu hükümler 25.maddede denetim komisyonu marifetiyle yapılırken, 76.maddede kent konseyi ile yapılmaya çalışılmış ve 77.maddede ise gönüllü katılımdan bahsedilmiştir. Tüm bunlardan da anlaşılacağı gibi önce zorunlu bir komisyon, daha sonra bir organ ve daha sonra da gönüllü katılımla belediyeler halka açılırken darısı diğer kurumların başına dedirtecek türden bir gelişme tüm hemşerileri sevindirmiştir. Milletin meclisinin çıkardığı bu kanunları kuşa çevirmekte mahir olan bürokratlarımız bu kanunların uygulamasına yönelik yönetmelikleri henüz yayınlanmadığından bu maddelerin uygulanmasına yönelik kuşkular hafızalardan henüz silinmemiştir. Günün koşullarına uygun ve çağına göre ilerici olan bu hükümler amacına uygun bir şekilde uygulanırsa halkın doğrudan yönetime katılımı da söz konusu olacaktır. Ancak bunun pratikte nasıl uygulanacağını bekleyip göreceğiz.

    1994 yılında yapılan yerel genel seçimler sonrası birçok yerde ve özellikle İstanbul büyükşehirde ve ilçelerinde iktidara gelen Refah Partisi’nin başarılı belediye başkanları halk ile diyalogun nasıl kurulması gerektiği yolunda büyük adımlar attılar. Devletin olduğu hiçbir yere önünü iliklemeden ve destur çekilmeden giremeyen halk, ilk defa iktidara gelmenin verdiği rahatlıkla; açık kapı uygulamaları ile belediye başkan ve yardımcıları ile aracısız görüşme imkânına kavuştu. Burada yapılan icraatlar tarihinde ilk defa halkın denetimine geçti. İktidara gelemez denilen Refah Partisi ülkenin birinci partisi olarak koalisyonla da olsa iktidara geldi. Ancak halk ile devletin barışmasından ve kaynaşmasından korkan güçler “halk başıboş bırakmaya gelmez; onu bırakırsan ya davulcuya gider ya da zurnacıya” misali büyük bir medya atağına geçtiler. Yüksek yargı üyelerine ve ileri gelen bürokratlara yapılan brifingler semeresini vererek; halkı iktidardan uzaklaştırmaya muvaffak oldular.

    Denetim komisyonu ile ilgili 25.Madde “İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000'in üzerindeki belediyelerde, belediye meclisi, her ocak ayı toplantısında belediyenin bir önceki yıl gelir ve giderleri ile bunlara ilişkin hesap kayıt ve işlemlerinin denetimi için kendi üyeleri arasından gizli oyla ve üye sayısı üçten az beşten çok olmamak üzere bir denetim komisyonu oluşturur. Komisyon, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşur. Komisyon, belediye başkanı tarafından belediye binası içinde belirlenen yerde çalışır ve çalışmalarında kamu personelinden ve gerektiğinde diğer uzman kişilerden yararlanabilir.

    Denetim komisyonu toplantılarına, belediye ve bağlı kuruluşları dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarından görevlendirilenlere (1.000); kamu personeli dışındaki diğer uzman kişilere büyük şehir belediyelerinde (3.000), diğer belediyelerde (2.000) gösterge rakamının Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, belediye meclisince belirlenecek miktarda günlük ödeme yapılır. Denetim komisyonunun emrinde görevlendirilecek kişi ve gün sayısı belediye meclisince belirlenir. Uzman kişilerde aranacak nitelikler belediye meclisinin çalışmasına dair yönetmelikte düzenlenir.

    Komisyon belediye birimleri ve bağlı kuruluşlarından her türlü bilgi ve belgeyi isteyebilir. Bu istekler gecikmeksizin yerine getirilir. Komisyon, çalışmasını kırk beş işgünü içinde tamamlar ve buna ilişkin raporunu mart ayının sonuna kadar meclis başkanlığına sunar. Konusu suç teşkil eden hususlarla ilgili olarak meclis başkanlığı tarafından yetkili mercilere suç duyurusunda bulunulur.” şeklindedir. Bu madde ile önceki kanunda bulunan çok merkezi hükümler yürürlükten kaldırılarak; raporun doğrudan meclis başkanlığına verilecek olması, cesur komisyon üyelerinin denetlenen konular hakkında daha rahat rapor yazılmasını temin edecektir. Önceki dönemlerde hazırlanan rapor ve tutanaklar, belediye başkanına takdim edilmekte ve başkan bunu uygun görürse belediye meclisine havale etmekteydi. Dışarıdan uzman çağrılması da yerinde bir uygulamadır. Her şeyin uzmanlaştığı günümüzde konunun önemine binaen bir veya birkaç uzman çalıştırmak, onların görüş ve tecrübelerinden istifade etmek hem yerinde hem de gereklidir.

    Kent Konseyi ile ilgili 76. madde “Kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşerilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır.

    Belediyeler kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasî partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlar.

    Kent konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilir. Kent konseyinin çalışma usûl ve esasları İçişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.” şeklindedir. Bu madde bu hali ile yasak savma kabilinden olsa bile elinde yetkiyi bulunduran akıllı ve becerikli idareciler, halkın katılımı için bu maddeyi işletecekler ve yaptıkları icraatlar için halkın onayını alacaklardır. Bu şekilde güçlenecek olan yerel yönetimler daha rahat hareket etme kabiliyetine de kavuşmuş olacaklardır. Maddede zikredilen konular 21.yüzyılın önem verdiği konulardır. Bu konular hemşerilik bilincine sahip bütün bireylerin kent yönetimine düşünce ve önerilerini sunmaları için önemli bir fırsat olarak görülmelidir. Çağımız artık katılımcı demokrasi çağıdır. Bu çağda “ben yaparım olur” mantığı artık ortadan kalkmalıdır. Bunun için sunulan bu fırsat her birey için önemli bir fırsattır.

    Belediye hizmetlerine gönüllü katılımı düzenleyen 77.madde ise “Belediye; sağlık, eğitim, spor, çevre, sosyal hizmet ve yardım, kütüphane, park, trafik ve kültür hizmetleriyle yaşlılara, kadın ve çocuklara, özürlülere, yoksul ve düşkünlere yönelik hizmetlerin yapılmasında beldede dayanışma ve katılımı sağlamak, hizmetlerde etkinlik, tasarruf ve verimliliği artırmak amacıyla gönüllü kişilerin katılımına yönelik programlar uygular. Gönüllülerin nitelikleri ve çalıştırılmalarına ilişkin usûl ve esaslar İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” şeklinde düzenlenmiştir.

    Bu madde daha ziyade yönetime katılmaktan ziyade bireylerin sosyal bilincine hitap ederek onların içinden çıktığı topluma sosyal sorumluluğunu ifa etmek amacıyla düzenlenmiştir. İnsanlar bir yandan zenginleşmekte ve bir yandan da mutlulukları her geçen gün azalmaktadır. Oysa zannedilen tam da bunun tersiydi. Uzun yıllar boyunca zenginleştikçe ve refah düzeyi arttıkça mutlu olacağımız, daha huzurlu olacağımız bize öğretilmişti. Oysa zenginleştikçe ve refah düzeyimizde arttıkça daha mutsuz ve huzursuz bireyler olduk. Bir yandan dev gökdelenler yükselirken hemen yan tarafında gecekondular türediler ve buralarda yaşayanlar hemen yanı başında olan refahtan bir şey alamamanın burukluğunu yaşadılar. Bunu önlemek ve her bireyin genel zenginlik ve refahtan asgari de olsa faydalanması çağımız gereği olarak ortaya çıktı. Belediyeler son yıllarda bu sorumluluğu daha ziyade hisseden kurumlar olarak zenginden fakire doğru köprü olmak vazifesini gönüllü olarak üstlendiler. Kanun koyucu bunu değerlendirdi ve bireylerin gönüllü katkılarını yasal hale getirerek buna büyük bir işlev kazandırdı.

    Sonuç olarak, belediyeler her ne kadar resmi kurumlar olsa da halkın katılımı ile sivil kuruluşlar haline gelmekte ve günümüz sivil toplum kuruluşu statüsüne doğru hızla kaymaktadır. Bunun önünde durmak; kapağı patlayan barajın önünde durmak gibidir. Bunun önünde durmak yerine yana duranlar ve/ veya kendini yukarı çekebilenler kurtulacaklar ama önünde durmakta ısrar edenler sel sularına kapılmaktan kendilerini kurtaramayacaklardır.

    Not: Bu yazı 23 Mayıs 2008 tarihinde yazılmış ve yayınlanmıştır. Aradan geçen 10 yıllık süreçte hiçbir şeyin değişmediğini maalesef hala müşahede etmeye devam ediyoruz.

     

    Bu yazı 325 defa okundu.